20 Eylül 2020 Pazar

24 Nisan 2020 Cuma

Toroslar Gibi



Ula gardaş,
Bu nasıl yara
Adımızı eşkıyaya çıkardılar
Elimize mavzer alıp
Çıkmadan dağlara.

Ula gardaş
Bu nasıl dert
Oturmuş yüreğimize Toroslar gibi
Başı kar
Eteğinde duman
Ne karı eriyor
Nede kalkıyor duman.


Dursunoğlu Ali

Kızıl Karanfiller





Yüreğime ektiğim kızıl karanfilleri
İşçi sınıfının kini ile suladım
Çeliğe su verir gibi
Suladım her birini
Kızıl güller açsın diye
Proletarya diktatörlüğünün
Özgür bahçelerinde.

Komünist Ozan

Susma Gönlüm


Susma gönlüm, haykırsana sevdanı
Gün batıyor üzerinden
Gölgesi de kayboldu sevginin
Hani nerede? O kuşlar
Sevdaya kanadını kırıp
Uçup giderlerdi sevgiye
Yaz dersen oda bitti
Güller soldular kozalarında
Açmıyor çiçekleri
Küskün duruyor bülbüller
Ötmüyorlar sevdaya
Çağırmıyorlar aşkı
Aşk olmazsa sevgi mi olur?
Susma gönlüm, haykırsana sevdanı
Dağa,  taşa
Kurda,  kuşa
Anlatsana sevgini.

Dursunoğlu Ali  - Komünist Ozan
                      Kul Sefili
14.11.2019  -  Antalya

Alın Karanlığınızı





ALIN KARANLIĞINIZI

Kafamı bozmayın benim
Çıkar giderim akşamlarınızdan
Kaldırır atarım karanlıkları
Yıldızları döktüğüm gibi sokaklarınıza
Maviye boyarım gökyüzünü
Denizleri, Okyanusları
Siler atarım karanlığı
Bırakırım yeryüzünü yıldızlara
Bir daha karartamazsınız.

Dursunoğlu Ali
03.01.2016


23 Nisan 2020 Perşembe

Dolma Kalem - Mustafa Suphi Turalı

Dolma Kalem

Köye bir Mercedes yaklaşınca, Koray elindeki salçalı ekmeğini bir köşeye bırakıp, Mercedes’e doğru koşmaya başladı. Mercedes’in peşine köyün çocukları ile koşarken, Mercedes anneannesinin evine doğru yanaştı. Arabadan fiyakalı, şık giyimli bir yakışıklı adam inmişti. Adam 30’lu yaşlarında görünüyordu. Koray anneannesine koştu ve anneanne bu abi kim dedi. Anneanne tebessümle o senin Almanya’daki dayın yavrum dedi. Çocuk; ismini duymuştu, İdris dayısının. İdris içeri girdi ve öpeyim anne deyip 72 yaşındaki mavi gözlü, kır saçlı kadının elini öptü. Kadın 9 yılın özlemi ile sarılmıştı oğluna. Koray yanaştı ve hoş geldin dayı deyip sarıldı. İdris  de çocuğa sarıldı öptü kokladı ve dayısının gülü dedi. İdris çocuğa bir dolma kalem uzattı ve bu senin tosunum dedi. Çocuk hediyenin ve dayısının mutluluğu ile koşa koşa eve gitti. Ana! Dayım geldi ana, Almanya’daki dayım geldi. Diye bağırdı çocuk. İdris mi gelmiş oğlum? dedi anne ve çocuk evet der gibi başını salladı aşağı yukarı. Kadın aheste,  aheste annesinin evine doğru yol aldı.
          Çocuk yarın okulların açılacağının heyecanını yaşıyor hem de düşünüyordu. Arkadaşlarına dayısının verdiği kalemi gösterecek hem de bu kalemle yazılar yazacaktı. Anası çok geçmeden dayısı ile birlikte geldi. Anası ile dayısı konuşurken dayısının hasta olduğunu ve annesinin ağlayarak kardeşine sarıldığını gördü. İdris koşarak odasına gitti ve penceresinden dışarıya bakmaya başladı, ağlıyordu çocuk, dayısını yeni görmüştü daha o üzüntüyle çocuk dayının yanına gitti. Dayıcığım seni daha yeni gördüm gitme dayı burada kal diye ağlayarak sarıldı çocuk dayısına. İdris’in gözü yaşlanmıştı ama belli etmedi ve çocuğa sarılarak ben bir yere gitmiyorum aslanım biz öyle konuşuyorduk dedi. Çocuk kendini topladı ve annesinin ikazı üzerine yıkandı okul kıyafetlerini hazırladı ve yerine yattı. İdris de yılların hasreti ile ablası ile konuşuyordu az sonra Koray’ın babası yani Ahmet gelmiş oo! İdris hoş geldin, özlettin kendini kerata dedi. Öyle oldu enişte dedi İdris. İki muhabbet çay derken saat 12yi bulmuştu, İdris divana yatmış yarını düşünüyordu.
           Yeni gün başlamıştı köyde herkes erkenden kalkmış çocuklarını süslemiş ve okula göndermişlerdi. Koray’da dayısı ile birlikte gidiyordu. Koray dayısına döndü ve dolma kalemi göstererek dayı bende senin gibi büyük adam olacağım dedi. İdris ol benim paşam dedi ve çocuğa bir kâğıt uzattı bu kâğıdı ben ölene kadar açmayacaksın bana söz ver dedi. Koray dayı hani gitmeyecektin diye yeniden üzüldü. Dayı tosunum hiç birimizin dünyada garantisi yok dedi ve çocuğu öptü hadi bakalım koş sırana dedi çocuk da dayısın öptü, sözünü verdi ve arkadaşlarının yanına koşup sıraya girdi. Dersler bitmiş Korayı babası almaya gelmişti. Koray babasına baba dayım nerde yoksa beni almak istemedi mi dedi. Baba hiçbir şey diyemiyordu sadece yok oğlum evde dedi ve ikisinin de ağzını yolda bıçak açmadı. Eve geldiklerinde tüm köy eve birikmişti ve çocuk bu kalabalığın iyiye işaret olmadığını anlayarak eve girdi ve annesine koştu anne dayım nerde diye sordu. Kadın titreyerek dayın melek oldu oğlum dedi. Çocuk sinir, üzüntü ile odasına gitti ve sitem ederek yatağına uzandı aklına dayısının verdiği kâğıt geldi. Çocuk hemen açtı kâğıdı.

    Sevgili Koray diye başlıyordu kâğıt
Kendimi kötü hissediyorum paşam içim sökülüyor gibi, tüm malım mülküm hepsi senindir sadece senden istediklerim şeyler var. Doktor ol, dürüst ol, doğru yolda ol, bu üçünü unutma ve bu kâğıda bir imzanı bırak ya da bir yazını doktor olduğun gün bunu bir daha okursun ve nerelerden nerelere geldiğini görürsün yazıyordu.
   Çocuk altına söz veriyorum bu isteklerini yerine getireceğim dayı yazdı dolma kalemi ile.



Mustafa Suphi Turalı

26.03.2020

Yazılarım


Kitaplarım



Antoloji 

Serbest Şiirlerim

1 Kasım 2019 Cuma

Ağlama Sakın


Bak işte, güneş aşıyor ufuktan, yine sensiz ve sessiz
Akşamın alaca karanlığı çökerken hücreme
Sen orada yalnız, ben burada yalnız ve çaresiz,
Yaşıyorum belki de! Ama nasıl?
Sor nasıl yaşadığımı senden uzakta,
 Demir parmaklıklar arkasında
Ağlama sakın.

Ağlama sakın bir tanem. Gündüzün karanlığında
Güneşini kaybeden yeryüzünün ortasında
Aydınlık dolu mutfağında demle çayını, ayın son ışığında
Sarıl yaşama, yıldızlar kaybolurken birer, birer gökyüzünde
Ve beni düşün,
Güneş görmeyen bir izbe köşede,
Ağlama sakın.

Bitmeyecek diye mi korkuyorsun bu karanlık gece
Aydınlığı yitirmiş insanların dünyasında vururlarken güneşi
Üşütür taş duvarlar,
 Soğuk çehreleri ile çelik de olsa bu bedenimi
Yaşamın kıyısında var olma kavgasında iken
Güneş bile üşütür artık beni
Rüzgârın kanatlarında özgürlüğe giderken
Gözyaşlarında üşütür!
Ağlama sakın.

Geleceğim bir tanem!
Odunu sobaya vur ve ateşi harla,
Hani demliği de üzerine korsan hiç fena olmaz.
Sakın ışığı karartma,
Çekme sakın perdeleri
Gündüzleri geceyi yaşadım, seyredemedim sokakları
Geceleyin gündüzü yaşarken, görmeliyim özgür insanları
Kavgamın rüzgârı ile geleceğim sana
Ağlama sakın.

Komünist ozan


6 Mayıs


Her altı mayıs şafağının alaca karanlığında
İçimi sıkıntı basar, kalbim sıkışır
Göğüs kafesimin içinde, bir mahkûm misali
Taş duvarları yumruklar gibi, alabildiğine çarpar.
Demir kafes içindeki aslan edasıyla kükreyerek,
Yaklaşır Deniz darağacına
 Ayaklarında pranga, kollarında zincir
Vurma zalim cellât vurma sehpaya
Sehpa devrilirse Deniz'im incir.

Her altı mayıs şafağının alaca karanlığında
Gökyüzü yere iniyor, ay doğmuyor
  Karanlık bastırıyor üzerimize
Kapılar açılıyor, yaratılan bu kanlıklara
Aydınlığı yok edercesine, karartıyor yeryüzünü
Ve ayak sesleri geliyor karanlığın içinden,  
Yaklaşıyor Hüseyin darağacına
Kolların da zincir
Vurma zalim cellât vurma sehpaya
Sehpa yıkılırsa Hüseyin'im incir.

Her altı mayıs şafağının alaca karanlığında
Sesler yükselir gecenin içinden
 Mamak’ın yamaçların da
Ağıt olur gece kondular da, unutulmadan söylenecek
Gökyüzü bile dayanamaz bu sese patladı patlayacak
Yıldızlar ağlaşır gözyaşlarını dökerek üzerimize.
Ve yırtılır gecenin sessizliği
Yaklaşırken Yusuf darağacına
 Altı mayısın alaca karanlığında
Ayaklarında pranga kollarında zincir
Vurma zalim cellât vurma sehpaya
Sehpa yıkılırsa Yusuf'um incir.

Vurma zalim cellât vurma sehpaya
Sehpa yıkılırsa yoldaşlar incir
Onlar incinirse ey kanlı cellât
Dayanmaz yüreğim, yüreğim sancır.

 Komünist Ozan           
06.05.1997  -  Saat:19.02
          ANKARA


28 Kanunusani


Gider;
Karadeniz açıkların da bir hurda tekne
Teknede on beş komünist,
Yol alıyorlar, ölüm sessizliğinde,
Karadeniz'in hırçın dalgalarıyla boğuşarak.
Dönüşü yok bu yolculuğun,
Kurtuluşu yok bu hırçın dalgalardan
Hurda yığını teknenin.

Gider;
Karadeniz açıklarında bir hurda tekne,
Yıl bin dokuz yüz yirmi bir,
Günlerden 28 Ocak,
Tekne yan yattı yatacak,
Emir Ankara'dan
15 komünist, Karadeniz de boğulacak.

Gider;
Karadeniz açıklarında bir hurda tekne
Teknede on beş komünist,
Hepside siper eylemiş partisine sineyi
Ve kendine komünistim diyen,
Unutur mu 28 Kanunusani'yi.

KUL SEFİLİ

2.01. 2002 - Pazartesi - 11.35
Sarıgazi


Bekle


Alacakaranlık çökerken demir parmaklıklar ardına          
Güneşi görmek değildir özlemimiz sevgilim
Özlemimiz aydınlık yarınları kurmaktır, inadına
Özgürlüğü kucaklamaktır tan yeri ağarırken
Ve seni kucaklamak, vara bilmektir özgürlüğün tadına.

Ama inan ki sevgilim, zulüm haneler yıkılmadıkça
Özgürlükler hapsolacak taş duvarlar arkasına
Yeter! Artık gerçekleri haykırmalıyız açıkça
Tükürmeliyiz faşizmin pis suratına
Yapışmalıyız özgürlük düşmanlarının yakasına.

Sakın ağlama sevgilim, yalnız saatlerinde beni düşünüp
Tadını çıkar dışarıda olmanın, mücadeleden kopmadan.
Korkulu rüyası olmalısın kapitalizmin ve uşaklarının
Sevdamız ile kavgamızı kuşanıp
Yürümelisin üstüne, üstüne top ile tanklarının.

Bekle sevgilim kavganın yenilmez azmi ile
Bekle zulüm hanelerin yıkılışını
Tüm halkların sosyalizmi haykırışını
İşçilerin, fabrikalara proletaryanın bayrağını dikişini
Bekle sevgilim,
İnsanlığın kapitalizmi yıkışını,
Kavgamızın zaferini bekle.


Komünist ozan
09 Aralık 2011